Değişen iklim koşullarında kuraklık ve su güvenliği

12-13 Aralık 2013 tarihlerinde ODTÜ Jeoloji Mühendisliği bölümünün 50. kuruluş yılı vesilesi ile “21. yüzyılda su güvenliği ve Türkiye” başlıklı bir sempozyum düzenlendi. Bu sempozyumda bilim adamlarının yanısıra su ile ilgili kurumların üst yöneticileri de sunumlar yaptı. Sempozyum düzenleme komitesinin, kayda alınan bu sunumları youtube üzerinden paylaştığını öğrendim. Bu sempozyumda benim de “Değişen iklim koşullarında su güvenliği” başlıklı bir konuşmam oldu. 45 dakika civarında süren bu konuşmanın içeriğinde aşağıdaki sorulara cevaplar vermeye çalışmıştım:

İklim değişikliği Türkiye’yi en fazla hangi yolla etkileyecek? Kasırgalar, şiddetli fırtınalar, deniz seviye yükselmeleri yoluyla mı yoksa çoraklaşma, kuraklık, sıcak hava dalgaları yoluyla mı?

Türkiye’nin su potansiyelinde ülke ve havzalar bazında ne gibi değişikler olabilir?

Su potansiyelindeki değişiklikler gıda ve enerji güvenliğini ne yönde etkileyebilir?

Türkiye’nin su güvenliği açısından önemli olan Fırat & Dicle Havzası’nın su kaynakları için hangi değişimler öngörülmektedir? Günümüze kadar hangi değişimler meydana gelmiştir?

GAP kapsamında artacak olan tarımsal sulama, havzanın su denklemini nasıl etkiler?

Havzalar arası su taşınımı çözüm mü? Sınır aşan sularda komşularımızı görmezlikten gelebilir miyiz?

Bu bağlamda, gelecekte havzalarda “kaynak sahiplenme” ve “kaynak milliyetçiliği” olgularında bir artış yaşanabilir mi?

Türkiye’nin iklim değişikliği ve su kaynaklı problemlerine hangi çözümler getirilebilir?

Bu ve benzeri konulara cevap arayan bu konuşmayı (biraz uzun olmakla beraber) dinlemek isterseniz aşağıdaki linke tıklayınız:

Ayrıca bugünlerde kuraklık yeniden gündemde. Yeniden diyorum çünkü daha 6-7 yıl önce yine gündemde idi. Bugünler geçtiğinde, belki bir 6-7 yıl sonra yine gündemde olacak. Neden mi? Çünkü, tekrarlama özelliğine sahip bu tip iklim olaylarına karşı geliştirilen politikalarda köklü çözümler yerine değirmenin “taşıma su” ile döndürülmesi tercih edilmektedir (Bunu daha çok İstanbul için söylüyorum). O gün üretilen çözümler doğru olsaydı bugün kuraklık olayını bu kadar konuşuyor olurmuyduk acaba?

İsterseniz gelin 2008 yılında Yeşil Atlas Dergisi’nde çıkan yazımızın son paragrafına tekrar bir göz atalım (yazının tamamını bu blog üzerinde “Değişen iklim ve Türkiye” başlığı altında bulabilirsiniz). Kuraklıktan yeni yeni çıkmaya başladığımız o günlerde şunları söylemişiz:

“İstanbul iklim ve su kaynakları açısından oldukça nazik bir bölgede yer alıyor. Yılda ortalama 800 milimetre civarında yağış almasına rağmen bu suyun etkin bir şekilde tutulabileceği büyük havzaları yok. İstanbul’un maalesef keşfedilmemiş ve henüz kullanıma açılmamış su kaynakları da yoktur. Artan nüfusa su sağlamak için, uzaklardan su getirilmeye çalışılıyor. Eğer 2007 yılında yaşanan kuraklık, 2008 yılında da aynı şiddette gerçekleşseydi, çok sıkıntılı günler yaşanacağı aşikârdı. Ancak bu defa ucuz atlatıldığını söyleyebiliriz. Yine de kuraklıkların birkaç yıl devam etmesinin mümkün olduğu, bilinmesi gereken acı bir gerçektir. Melen Çayı ya da başka kaynaklardan su getirilse bile, bölgesel ölçekte etkili olacak ve birkaç yıl sürebilecek bir kuraklığın kontrolsüz büyüyen İstanbul ve çevresini bir gün gafil avlayabileceği akıllardan çıkarılmamalıdır”.

Umarım bugün yaşamakta olduğumuz kuraklık o kuraklık değildir!

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s